Kapat

 Türkiye’de ekonomi gündeminin çok yoğun olduğu şu günlerde dünyada da çok önemli olaylar oluyor. Geçtiğimiz günlerde ASEAN ülkeleri ve Avustralya, Japonya, Yeni Zellanda ve Güney Kore arasında serbest ticaret anlaşması imzalandı. Anlaşmanın iki yıl içinde yürürlüğe girmesi bekleniyor.

Bölgesel kapsamlı ekonomik ortaklık (RCEP) anlaşması sonrası Asya’da dünyanın en büyük ekonomik bloku kuruldu. Anlaşmaya karar veren 15 ülke dünya ekonomisinin %30’una denk büyüklüğe sahip. Anlaşma Hindistan dışında bütün büyük Asya ekonomilerini kapsıyor.

Hindistan, anlaşmanın kendinin aleyhine olabileceği çekincesi ile anlaşmadan çekilmişti; Hindistan’ın iddiası Çin’in anlaşma sonrası birçok pazarında damping yapabilecek olmasıydı fakat diğer ülkelerin anlaşmaya varması sonrası Hindistan’ın bu birliğe uzak kalabilmesi çok kolay olmayacak.

Anlaşma birçok açıdan yenilikler barındırıyor. Öncelikle hem politik hem de ekonomik olarak çok sorunlu birçok ülke bir araya gelmiş durumda yine geçmişte gördüğümüz blokların aksine çok farklı ekonomik seviyede ülkeler ilk defa bu kadar büyük bir ekonomik blok haline geldiler. Çin ironik bir şekilde anlaşmayı ”Çok taraflılık ve serbest ticaret zaferi” olarak ilan etti.

RCEP ile Çin-Japonya-Güney Kore gibi çok önemli ülkelerde ilk defa serbest ticaret anlaşması imzalanmış oldu.

RCEP taraflara ne türlü yenilikler sunuyor

 RCEP ile anlaşma tarafı 15 ülkede üretilen bütün mallar hangi ülkede üretilirse üretilsin veya hangi konumdan hareket ederse etsin tek bir evrakla üye ülke malı olarak değerlendirilecek ve serbestçe hareket edebilecek. Son zamanlarda Çin’in üretim merkezi olması, tedarik zincirlerindeki kilit konumu küresel salgın sonrası ciddi zorluklarla karşılaşması önemli bir hikaye idi ama RCEP, Çin’in dünya üretiminde ağırlığına büyük bir destek veriyor. Ayrıca Avustralya, Güney Kore, Japonya gibi çok önemli ABD/Batı müttefiklerinin Çin için son derece stratejik bir anlaşmada yer alması politik bir Çin zaferidir yorumu hatalı olmayabilir tabii ki bu anlaşmaya Trump’ın mirası da diyebiliriz. Trump’ın sadece Amerika çıkarını önceleyen müttefik ülkeleri bile tehdit eden ticaret politikaları birçok önemli müttefik ülkeyi alternatifleri değerlendirmeye teşvik etti.

Daha önce ABD’nin Çin’in dünyadaki ekonomik pozisyonuna Hindistan’ı taşımak istediğine ve ellerindeki bütün kozları kullanarak Çin’i çevrelemeye çalıştığına dair bir makale yazmıştım. (Abd-Çin soğuk savaşı ve Hindistan) RCEP için Çin’in bu politkaya cevabı yorumu hatalı olmayabilir.

RCEP ve Türkiye

RCEP anlaşması tam 8 yıl süren müzakerelerin sonucu imzalandı  ama Türkiye’de pek fazla dikkat çekmemişti hatta anlaşma gününe kadar hakkında haber bile pek yapılmadı. Türkiye’nin elli yıldır Avrupa kapısında beklemesi sonrası RCEP gibi alternatifler bizim için bir seçenek mi sorusu akla geliyor fakat RCEP’in bizim için bir alternatif olması çok olası değil. Türkiye, RCEP ülkelerine mevcut durumda bile yıllık 40 milyar dolar civarında açık veriyor ve Asya ülkelerine karşı açığımız Avrupa’ya olan açığımızla kıyaslanınca Asya’dan ithal ettiğimiz ürünler nispeten daha kolay yerini doldurabileceğimiz ürünlerdir diyebilirim yani daha somut bir ifadeyle mevcut durumda bile Türkiye iç ve dış pazarlarda RCEP ülkeleri ile rekabet etmekte zorlanırken muhtemel bir serbest ticaret anlaşmasının Türkiye’nin lehine olması çok olası değil.

Son yıllarda dünyada serbest ticaret anlaşmaları geçmişe oranla çok daha sık karşılaşılan bir olguya dönüştü ve bu Türkiye lehine bir gelişme değil. Türkiye, Avrupa serbest bölgesinin bir parçası ve bunun uzun yıllar faydasını gördü fakat AB’nin son yıllarda Türkiye’yi kapsamayacak şekilde yeni serbest ticaret anlaşmaları yapması Türkiye’nin aleyhine oluyor. Avrupa’nın yeni ticaret anlaşmaları Türkiye’nin güçlü olduğu bir pazarda yeni rakiplerin ortaya çıkmasının yanında Avrupa’nın anlaşmalarıyla birçok ürün Türkiye’ye AB üzerinden daha avantajlı şartlarla gelirken biz AB’nin serbest ticaret anlaşmalarında taraf olmadığımız için Türkiye aynı şekilde ürünlerini AB üzerinden üçüncü taraflara daha avantajlı olarak taşıyamıyor. Bunun dışında konuma dönersem örneğin RCEP zaten bölgeye karşı dezavantajlı olan Türkiye’nin durumunu daha da zayıflatıyor.

Türkiye’nin serbest ticaret anlaşması alternatifleri

Türkiye halihazırda zaten Avrupa serbest ticaret bölgesine üye fakat Avrupa’nın üçüncü taraflarla yaptığı anlaşmalara Türkiye’yi dahil etmesi son derece önemli bir konu diyebilirim. Bunun dışında günümüzde serbest ticaret anlaşmalarının hızla artan önemi sebebiyle Türkiye alternatiflerini artırmalıdır. Basit bir örnek vermek gerekirse yakın zamanda Türkiye ile ABD arasında 100 milyar dolarlık ticaret hacmi gibi altı pek dolu olmayan hedefler dile getirildi ama ticaret hacminde muhteşem bir artış neden olsun sorusuna makul bir cevap bulmak zor, böyle olunca da 100 milyar dolarlık hedefle 1 trilyon dolarlık hedef arasında bir fark olmuyor.

ABD seçimlerini Biden’ın kazanması pek Türkiye’nin lehine bir durum olarak değerlendirilmiyor fakat bunun sebebi ağırlıklı olarak politik… Ekonomik olarak değerlendirildiğinde Biden yönetimi Türkiye ve emsali ülkeler için daha olumlu bir konjonktür vaat ediyor, konuma dönersem Trump dönemi Türkiye çok uzun yıllardır ABD ile sürdürdüğü demir, alüminyum ticaretinde bile ciddi zorluklarla karşılaşmıştı fakat Biden döneminde politik sorunlar çözülürse ABD ile Türkiye arasında bir ticaret anlaşması için şartlar çok daha uygundur diyebiliriz. Türkiye ile ABD arasındaki ticaret hacminde 100 milyar dolar gibi bir hedef çok gerçekçi değil ama bir serbest ticaret anlaşması söz konusu olunca 100 milyar dolar gibi rakamlar çok hayali rakamlar olmaz.

Türkiye kendi ticaret ortaklıklarını kurabilir mi

Türkiye’nin var olan ticari ortaklıklardan yeterli fayda görmemesi alternatif üretme fikrini akla getiriyor fakat bu konuda da ülkemiz çok şanslı değil. Mesela geçmişte ”CENTO” gibi örnekler mevcut ama bölgedeki istikrarsızlıklar sebebiyle CENTO ve benzeri oluşumlar pek etkin olamamıştı. CENTO aktif iken üye ülkelerin günümüzdeki durumlarına baktığımızda ülkelerin sadece isimleri aynı kalmış. (Hepsinin değil !) Bunun da ekonomik sonucu istikrarlı bir ekonomik ortaklık kurulamamasıdır.

Günümüzde de EİT gibi bölgesel oluşumların içindeyiz fakat coğrafyamızdaki sorunlar sebebiyle bu türlü oluşumlar önemli alternatifler haline gelemiyor. EİT ülkelerine baktığımızda bir çok ortak değere sahibiz ama politik ayrılıklar ise bölgenin ortak bir ekonomik çıkar için bir araya gelmesini zorlaştırıyor. Sonuç olarak da Türkiye coğrafyası sebebiyle Avrupa dışında çok fazla alternatife sahip demek zor.

Avrupa ile ortak pazar Türkiye’nin lehine mi

RCEP gibi alternatifleri ortaya çıkması insanların aklına Avrupa ile gümrük birliği Türkiye’nin lehine mi sorusunu getiriyor. 1996’da yakın dönemde Avrupa Birliği’ne girecek olan Türkiye öncelikli olarak gümrük birliğine girdi fakat o gün doğan çocuklar askere gidip çoluk çocuğa karışmaya başlamış olsa da Türkiye halen Avrupa birliğine giremedi ki önümüzdeki 15-20 yılda Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girmesi çok olası değil.

Gümrük birliğinin ekonomik etkilerine bakarsak öncelikle rakamlara geçmeden tekrarlamak da fayda var. Avrupa dünyanın en gelişmiş olan ekonomik bölgelerinden biri… Avrupa ile ticaret dengemizde Avrupa’nın birçok üründe alternatifsiz olduğunu unutmamak gerekiyor.

Rakamlara gelince Türkiye 1996’da Avrupa’ya 12 milyar dolar civarında ihracat yapmış, bu rakam son yıllarda 90 milyar dolara civarında. İthalata gelince 1996’da Türkiye’nin Avrupa’ya ithalatı 24 milyar dolar civarında iken günümüzde bu rakam 80-90 milyar dolar civarında.

Miktarsal olarak değil de oransal olarak bakınca Türkiye’nin ihracatının %54’ü 1996’da Avrupa’ya yapılıyordu, yıllar içinde bu oran %60’lara yaklaşıp 2012’de %39’a kadar düştü fakat genel olarak Türkiye’nin ihracatında Avrupa’nın payı %50’lerden pek uzaklaşmıyor.

İthalata bakınca ise 1996’da Avrupa’nın Türkiye’nin ithalatında payı %55 miş fakat geçen yıllar içinde bu oran sürekli olarak gerileyip %35’ler civarına düşmüş.

Türkiye’nin Avrupa’ya karşı ticaret açığı 1996’da 10 milyar dolar civarındaymış ve bu rakam 2008’de de 10 milyar dolar civarında ki ticaret hacmi 3 kat artarken ticaret açığının sabit kalması olumlu bir durum. 2008 sonrası Türkiye’nin Avrupa’ya karşı ticaret açığı 30 milyar dolar civarlarına kadar yükseliyor fakat bu durum da gümrük birliğinden çok TL’nin güçlenmesi ile alakalı ( Yazının sonuna konu hakkında link bırakacağım.) bir hikaye çünkü Türkiye’nin bahsettiğim dönemde ticaret açığı 100 milyar dolara yaklaşmış. (100 milyar doların aşıldığı dönemler de var.)

Sonuç olarak Türkiye’nin Avrupa dışında cezbedici alternatifleri çok fazla değil iken dünyada artan serbest ticaret anlaşmaları Türkiye’nin pek lehine olmuyor. Türkiye’nin Avrupa ile olan serbest ticaret anlaşmasını yeni koşullara göre yeniden düzenlemesi olumlu olur.

Yazının Kaynağına Buradan Ulaşabilirsiniz

KAYNAK

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Kapat
%d blogcu bunu beğendi: