Kapat

Küresel merkez bankacılar, bir zamanlar olağandışı ve geçici olarak değerlendirdikleri para politikalarının artık olağan ve uzun süreli hale gelmekte olduğunu fark ediyorlar.

2008 yılındaki finans krizi ve bu yıl yeniden koronavirüs pandemisi dolayısıyla, Fed, Avrupa Merkez Bankası (AMB) ve bunların uluslasrarası alandaki benzerlerinin önemli kısmı, ekonomilerini resesyondan ve deflasyon tehdidinden korumak için çok daha agresif ve inovatif hale geldi.

Bu merkez bankaları son aylarda sadece parasal genişleme (QE) gibi ilk kez Lehman Brothers Holding Inc.’nin batmasının ardından uygulamaya koydukları geniş çaplı politikaları değil, aynı zamanda daha bile ezoterik poltikalar uygulamaya başladılar.

Merkez bankaları bilinmeyen topraklarda daha derinlere iniyor. Fed farklı şekilde tahvilleri satın alıyor, AMB negatif faizlerle daha yaratıcı oluyor ve Avustralya, Japonya benzeri tahvil faizlerinde kontrol stratejisini gündeme alıyor.

Küresel toparlanmanın halen belirsiz olması ve virüsün çalışanlar ve işverenlerde hasara yol açması ile birlikte, para politikasının önümüzdeki yıllarda muhtemelen, merkez bankalarının yapay bir şekilde piyasaları şişirdiği ya da fiyatlardaki yükselişi tetiklediği söylen se bile, aşırı gevşek kalmaya devam edecek.

Böyle bir görünüm, Fed’in daha önce yüzde 2 hedefinin altında kalmasından dolayı enflasyonun gelecekte ihtiyaç duyulursa bu hedef seviyesinin üzerine çıkmasına izin vereceği yolundaki kararı ile daha da güçlendi. Fed, Japonya Merkez Bankası ve İngiltere Merkez Bankası bu hafta politika toplantılarını gerçekleştirecek ve bu durum yatırımcılrın yeni inovatif kararlar konusunda alarma geçmesine neden oluyor.

Standard Bank Döviz strateji müdürü Steve Barrow, “Koronavirüs krizi 2008’deki finans krizinden katbekat daha yıkıcı,” dedi ve “Daha sıkı para politikalarına dönüşün finans krizi sonrasına kıyasla uzun ve muhtemelen çok daha uzun olacağı yolunda çok fazla neden var” şeklinde görüş bildirdi.

Ekonomileri destekleme ihtiyacının nihayetinde merkez bankalarını, belki de hükümetlerle uyum içinde, daha bile fazlasını yapmaya itip itmemek konusunda tartışmalar her geçen gün artıyor. Para politikası yapıcıları halihazırda maliye politikası yapıcıları ile, aralarındaki geleneksel sorumlululuk alanı ayrımına karşın, daha önceye nazaran çok daha yakın çalışıyorlar.

Parasal Finansman

Olası adımlar hükümetlerin bütçe açıklarını doğrudan finanse etmesini içeriyor. Modern Para Teorisinin (MPT) bu temel ilkesi, borcun parasallaştırılmasına ilişkin önceki korkuları fazla dikkate almıyor. Eski bir konseptin yeniden markalanması olan MPT, eskiden kaçınılan konuların önem kazanmakta olduğunun temel bir örneği durumunda.

Politika yapıcılar şimdilik bu gibi adımlara direniyorlar, ancak mevcut tedbirlerini aşırı uçlara genişletmekten de tamamen uzak durmuyorlar. Bank of America Global Research ekonomistleri, Temmuz sonu itibarıyla, merkez bankalarının 147 günde 164 defa faiz indirimi yaptıklarını ve 8.5 trilyon dolar büyüklüğünde teşvik taahhütleri olduğunu kaydediyorlar.

JPMorgan Chase & Co.’nun ortalama küresel faiz ölçümü sadece yüzde 1 seviyesinde ve gelişmiş ülkeler için bu ortalama ilk kez sıfır seviyesinin altına indi.

Örneğin Fed pandemiye benzer poitikalarla 2008 krizine nazaran daha hızlı bir tepki verdi ve hatta daha da ileriye gitti. ABD merkez bankası gösterge faizi sıfır seviyesi yakınına düşürdü ve devlet tahvilleri alımlarına yeniden başladı ve hatta acil yardım programlarını yerel yönetimler, küçük ve orta boy işletmeler ve büyük şirketlere kadar yaydı.

Fed’in bilanço büyüklüğü şimdi 7 trilyon dolar dolara ulaşmış durumda. Bilanço Ocak ayında 4 trilyon dolar ve 2015’te gördüğü önceki zirvesinde 4.5 trilyon dolar seviyelerindeydi.

Olağandışı Politikalar

Fed, AMB ve Japonya Merkez Bankası’nın yıllar önce uygulamaya koyduğu negatif faiz stratejisini, bankacılık sistemine hasar vermekten ya da kanun yapıcıları tedirgin etmekten korktukları için başlatmaktan kaçınıyor. Ancak AMB aslında Mart ayında, elde ettiği likiditeyi reel ekonomiye kredi vermede kullanacak bankalar için süper düşük faiz getirerek ve hatta faizleri gösterge faizinin altına indirerek politikasını genişletmişti.

Avustralya, Yeni Zelanda ve Hindistan merkez bankaları, belli vadelerdeki tahvillerin faizlerini etkilemeye çalışan politikalara yönelerek Japonya’nın getiri eğrisi kontrolü stratejisine benzer uygulamalara geçti.

Merkez bankalarının hangi varlıkları satın almakta istekli oldukları konusunda, ABD’nin uygulamalarının da ötesine geçildiği görülüyor. Avustralya, Yeni Zelanda ve Kanada bu yıl ilk kez devlet tahvili satın aldı ve Kanada Merkez Bankası ayrıca özel sektör tahvilleri de alıyor. Güney Kore ve İsveç merkez bankaları özel sektör tahvilleri ve ticari kağıtlar almaya başladı.

Ayrıca daha fazla merkez bankası sözlü yönlendirme olarak adlandırılan stratejiye yöneldi. Bu yönlendirme ile merkez bankaları, yatırımcıların, tüketicilerin ve firmaların güvenini artırmak için para politikasını belli bir süre gevşek tutmayı taahhüt ediyorlar.

Bloomberg Economics başekonomisti Tom Olric, “Olağandışının yeni normal olması ile birlikte, merkez bankaları yeni zorluklarla karşı karşıya,” dedi ve “Aşırı teşvikler oldukça iyi çalıştı. Bunlardan çıkış daha da zor olacak. Artan enflasyona ilişkin işaretler bir test olacak. Durumun ciddiyeti merkez bankalarını maliye politikası ile eşgüdüm içinde bulunacakları alanlara sürüklüyor ve demokratik hesap verilebilirlik ihtiyacı bağımsızlığa ilişkin soruları ortaya çıkarıyor” şeklinde görüş bildirdi.

KAYNAK

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Kapat
%d blogcu bunu beğendi: