Kapat

COVID-19 salgını, borç sıkıntısı çeken gelişmekte olan ve yükselen piyasa ekonomilerinin listesini büyük ölçüde uzattı. Bazıları için bir kriz yakın. Daha pek çoğu için, son derece düşük küresel faiz oranları yalnızca hesaplaşmayı geciktirebilir. Temerrüt oranları artıyor ve borçların yeniden yapılandırılmasına duyulan ihtiyaç artıyor. Hükümetler ve çok taraflı borç verenler bir yeniden yapılanma dalgasını yönetmek için daha iyi araçlar sağlamadıkça, yeni zorluklar borç yeniden yapılandırma çalışmalarını engelleyebilir.

IMF, Dünya Bankası ve diğer çok uluslu kurumlar, pandeminin ortasında, özel sermaye akışları aniden dururken, hükümet gelirleri ekonomik faaliyetle birlikte çöktüğü için çok ihtiyaç duyulan finansmanı sağlamak için hızlı bir şekilde harekete geçti (bkz. Grafik 1). Çok taraflı kredilere ek olarak, Group of Twenty (G20) alacaklıları dünyanın en fakir ülkelerine bir borç moratoryum hakkı verdi. Çok az başarı elde etseler de, özel borç verenleri de benzer bir moratoryumun kabulüne teşvik ettiler.

Şimdiye kadar, pandemi şoku en fakir ülkelerle sınırlı kaldı ve bir orta/yüksek gelirli yükselen piyasa borç krizine dönüşmedi. Gelişmiş ekonomilerdeki yoğun merkez bankası desteğinin sağladığı elverişli küresel likidite koşulları sayesinde, özel sermaye çıkışları yavaşladı ve birçok orta gelirli ülke küresel sermaye piyasalarında borçlanmaya devam edebildi. IMF’ye göre, yükselen piyasa hükümetleri 2020’nin ilk altı ayında 124 milyar dolarlık sabit döviz borcu çıkardı ve borçlanmanın üçte ikisi ikinci çeyrekte yapıldı.

Yine de, yükselen piyasaların sermaye piyasalarına sürekli erişimiyle ilgili endişe duymak için nedenler var. En riskli dönem henüz ileride olabilir. Pandeminin ilk dalgası bitmedi. 1918 influenza pandemisinden edinilen deneyimler, özellikle 2021 ortasına kadar (veya daha sonra) etkili bir aşının yaygın olarak kullanılabilir hale gelmesi söz konusu olduğundan, daha da şiddetli bir ikinci dalga olasılığını ortaya koymakta. En iyi senaryoda bile, uluslararası seyahat engellerle karşılaşacak ve tüketiciler ile işletmeler arasındaki belirsizlik muhtemelen yüksek kalacak. Dünyadaki yoksulluk keskin bir şekilde artmakta ve kriz geçtiğinde pek çok insan işe dönmeyecek. Gelişmiş ekonomilerdeki krizin siyasi sonuçları da yeni yeni ortaya çıkıyor. COVID-19’dan önce zaten var olan küreselleşmeye karşı tepki şiddetlenebilir.

Birçok yükselen piyasa hükümeti yerel para birimlerinde daha fazla borçlanmayı başarmış olsa da, işletmeler döviz borcu biriktirmeye devam ettiler. Şiddetli baskı altında, yükselen piyasa hükümetlerinin tıpkı Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa’nın yaptığı gibi kurumsal ulusal şampiyonlarını kurtarmak için baskıya boyun eğmeleri muhtemel görünüyor.

Artan bütçe baskılarına, önceki krizlerde görülen zirveleri aşan şekilde yeni bir devlet borç notu indirimi dalgası eşlik etti (bkz. Grafik 2). Başlıca gelişmiş ekonomi merkez bankaları kredi koşullarını rahatlatsa bile, bu gidişat devam etti. Merkez bankasının yükselen piyasa ve gelişmekte olan ekonomilerdeki yerel firmalara destek sağlamak için şirket tahvilleri satın almaları da borç notlarını aşağı yönde bastırdı.

Tarih, ülkelerin temerrüt riski yüksek olduğunda bile borçlanmaya devam etmelerinin olağandışı olmadığını gösteriyor. 1827’den 2003’e kadar 89 temerrüt halinin gözden geçirilmesi, tipik deneyimin temerrüde giden yolda hem dış hem de iç borçlanmada keskin bir artış olduğunu göstermekte (Reinhart ve Rogoff 2009). Bu sefer farklı olacak dense de veriler cesaret verici değil.

Geniş bir ülke yelpazesindeki muazzam ve eşzamanlı finansman ihtiyaçlarının ortasında, arka planda, 1980’lerin borç krizinden bu yana görülmeyen sayılarda artan bir borç yeniden yapılandırması ihtiyacı var. Resmi alacaklılar hareket etmeye hazırlıklı olmalı.

Burada, COVID-19 krizinden bağımsız olarak gelişen iki trend tarafından baskı altında olacaklar. Bunlara “önceden var olan koşullar” diyebiliriz.

Birincisi, özel alacaklılar, borç yeniden yapılandırmalarındaki geri ödeme paylarının giderek daha fazla olduğunu iddia ediyorlar. Teorik olarak resmi sektör özel sektöre göre öncelikli bir alacaklı olsa da, tarihsel deneyimin çoğu aksini gösteriyor.

Özel yatırımcıların büyük borç indirimleri ve yeniden yapılanmalara direnmek için yeni ısrar ve dava taktiklerinden başka zorluk da var. Yeniden yapılanmaların sayısı azaldıkça, bunların artan bir kısmı dava açtı. (bkz. Grafik 3, Schumacher, Trebesch ve Enderlein 2018). Bu, özel sektörün borçların yeniden yapılandırılmasındaki payını maksimize etmedeki başarısını tam olarak açıklamasa da endişe verici.

Önceden var olan ikinci koşul, borç krizlerinin sürüklendiği sürenin uzunluğu. Eski Citibank başkanı William Rhodes’un 1980’lerdeki borç krizinde söylediği gibi: “Borç moratoryumuna girmek kolay, çıkmak zordur. ”

Temerrüt dönemlerinin çözümlenmesi ortalama olarak yedi yıl almış ve tipik olarak birden çok yeniden yapılanmayı içermiş geçmiş verilere göre. (bkz. Grafik 4). Ne yazık ki, borç yeniden yapılandırmaları, borçlu ülkenin genellikle (haklı olarak) gelecekte yüksek borcunu bugün daha düşük ödemelerle takas etmeye istekli olduğu ve borcun tümünü yeniden yapılandırmayı amaçladığı bir pazarlık oyunu haline gelebilir. En kötü durumda, COVID-19 krizi, borç çözümlemede uzun gecikmelerle birlikte, kalkınmada başka bir “on yıl kaybına” yol açabilir.

Hükümetler ve çok uluslu borç verenler, yeni fonların alacaklıların ceplerini doldurmaktan ziyade salgından etkilenen borçlu ülke vatandaşlarına fayda sağlamasını sağlamak için ne yapabilir? Ve borçların yeniden yapılandırılmasını nasıl daha uygun hale getirebilirler?

IMF’nin üç pratik fikri var:

Borç verileri ve borç sözleşmelerinde daha fazla şeffaflık

Dünya Bankası, IMF ve G20’nin borç istatistiklerinin şeffaflığını güçlendirmede ısrar etmeye devam etmesi son derece önemli.

Gelişmekte olan birçok ekonominin dış borçluluğunun değerlendirilmesindeki yeni ve önemli bir zorluk, son yıllarda en büyük ikili alacaklı haline gelen Çin’i içeriyor. Ne yazık ki, Çin’in kredileri genellikle ifşa edilmeyen maddelerle örtülüyor ve hala anlaşılması zor. Özel sektör alacaklılarının riskine ilişkin daha ayrıntılı veriler, borç sıkıntısı durumunda daha uygun alacaklı-borçlu görüşmelerini kolaylaştırabilir ve hem alacaklıların hem de hükümetlerin hangi tahvillerin erteleme veya dava taktikleri riski altında olduğunu belirlemelerine izin verebilir. Kapsamlı bir şeffaflık girişimi, örneğin, devlet tahvili sahipliğine ilişkin tam açıklamanın yanı sıra borç verenin kompozisyonunu bir gecede değiştiren kredi temerrüt takaslarını içerecektir. İlgili oyuncuların ve borçlu olunan miktarların bilinmesi, uluslararası topluluğun ve etkilenen ülkelerin vatandaşlarının, bir kriz zamanında ne kadar kıt kaynakların kullanıldığını daha iyi izlemelerine olanak sağlar. Devlet iktisadi teşebbüslerinin borçlu olduğu iç borç ve borçlarla ilgili gelişmiş verilerle, ülkenin hesaplarının daha kapsamlı hale gelmesi gerekiyor. Detroit ve Porto Riko’daki son borç egzersizlerinin canlı bir şekilde gösterdiği gibi, emeklilik yüklerinin muhasebeleştirilmesi de giderek daha önemli hale geliyor.

Olumsuz riskleri içeren gerçekçi ekonomik tahminler

Gerçekçi büyüme tahminleri, bir ülkenin kısa vadeli finansman ihtiyaçlarını küçümsemekten ve borç taahhütlerini yerine getirme kapasitesini olduğundan fazla tahmin etmekten kaçınmak için çok önemlidir. IMF tarihçisi James Boughton, 1980’lerin borç krizinin çoğunda, özellikle Latin Amerika’da aşırı iyimser büyüme beklentilerinin devam ettiğini belirtiyor. Özellikle çok borçlu ülkelerin kırılganlığını kabul eden gerçekçi tahminler, herhangi bir krizin çözümünü hızlandırabilir. İflasın erken tespiti ve büyük kayıpların gerekli olduğu vakaların belirlenmesi daha hızlı bir çözümü garanti edemez, ancak bu yönde atılan bir adımdır.

Düzenli devlet borç yapılandırmalarını desteklemek için yeni mevzuat

Uluslararası tahvilleri düzenleyen (önemli ama sadece New York ve Londra değil) veya ödemelerin işlendiği yargı alanlarındaki yasal adımlar, bağımsız borçlular ve alacaklılar arasında daha eşit bir oyun alanını teşvik ederek daha düzenli bir yeniden yapılanmaya katkıda bulunabilir. Örneğin, ulusal mevzuat, büyük bir indirimle satın alınan temerrüde düşmüş devlet tahvillerinden geri alınabilecek tutarları sınırlayabilir. 2010 yılında Birleşik Krallık, Ağır Borçlu Yoksul Ülkeler (HIPC) borç erteleme girişiminde yer alan ülkeler için böyle bir yasa çıkarırken, Belçika 2015 yılında, ihtilaflı alacaklıların yapılan ödemeleri aksatmasını Euroclear aracılığıyla önleyen Fonlar Yasasını kabul etti.

Küresel salgın, küresel ticaret sistemini korumak ve ülkelerin borç sorunlarıyla başa çıkmalarına yardımcı olmak da dâhil olmak üzere, resmi ve özel alacaklılardan yükselen piyasaya ve gelişmekte olan ekonomilere karşı cömert bir tepkiyi hak eden, yüzyılda bir kez yaşanan bir şok.

Borç çalışmalarının daha iyi yönetilmesinde ne kadar ilerleme kaydedilebileceğine bakılmaksızın destek sağlanmalı. Bununla birlikte, borçlu ülke vatandaşlarına mümkün olduğunca çok yardım ulaştırılmasını sağlamak için, özellikle resmi ve özel alacaklılar arasında alacaklılar arası eşitliğin ve adil yük paylaşımının sağlanması esas. Ne kadar çok resmi yardım ve düşük faizli krediler, dünyanın dört bir yanındaki muhtaç vatandaşlara yardım etmeye gidebilir ve bu tür yardımlar ne kadar az ödün vermeyen alacaklılara borç geri ödemeleri olarak sonuçlanırsa – o kadar iyidir.

IMF – Jeremy Bulow, Carmen Reinhart, Kenneth Rogoff, and Christoph Trebesch

KAYNAK

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Kapat
%d blogcu bunu beğendi: