Kapat

Ekonomi yönetimi, Bakan Albayrak’ın sözlerinden yola çıkarsak şimdi de ‘rekabetçi kur’ meselesine sığınmış gözüküyor. 2018 yılından bu yana ‘ha düştü ha düşecek’ ya da ‘dolardan medet umanlar hayal kırıklığına uğrayacak’ cinsinden değerlendirmelerle meseleye yaklaşılıyordu.

Peki ne oldu da şimdi rekabetçi kur söylemine dönüldü. Öncelikle son 7 yılda yüzde 380 dolar karşısında değer yitiren bir TL söz konusu… Hadi diyelim ki bu Bakan Albayrak’ın tabiriyle ‘benden önce’ durumu…

Bunun da nasıl bir mantık olduğunu anlamış değilim ama söylem bu. Sanki daha önce başka bir parti iktidardaydı? Yine de sadece 2020 yılına bile baksak değer kaybının yüzde 25’ler düzeyinde olduğunu görüyoruz. Yani söylemlerin tersine durum pek değişmemiş.

Reel sektör yaklaşımı inşaattan ibaret olan bir yönetim anlayışı ne oldu da şimdi rekabetçi kurdan bahsetmeye başladı? Muhtemelen musluğun suyu kesildi ve işin içinden söylemle çıkmaya çalışıyorlar.

Nitekim son olarak da gıda sektöründen başlayarak dolarla devam eden bir silsile içinde şimdi de karşımıza ‘öldük bittik lobisi’ geldi. Ne bitmez lobiymiş bunlar. Asla ekonomi yönetiminde hata yok, hepsi lobilerin işi…

Peki siz bugüne kadar ortaya çıkarılmış, hatta isimlendirilmiş tek bir lobiye rastladınız mı? Rastlamazsınız; çünkü ya lobi yoktur ya da varsa da bu lobiler bünye zayıf olduğu için etkili oluyordur.

Her iki durumda da ekonomiyi yönetiminde ciddi bir beceri problemi ortaya çıkar. Ne güzel eskiden sadece enflasyon canavarımız vardı ve enflasyonu o yaratırdı. Elbette o zaman da bu işi beceremeyen iktidarlar, bir canavarın arkasına sığınmayı daha kolay buluyordu. Tıpkı trafik canavarının bizzat sürücülerin kuralsız davranışları olduğu gibi.

Peki tekrar rekabetçi kur meselesine dönersek… Gerçekten Türkiye’nin şu an rekabetçi bir kura ihtiyacı var mı? Öncelikle dolar karşısında TL’nin değer kaybetmesi halk nezdinde pek karşılık bulmuyor.

Ağustos 2020 itibariyle İstanbul Ekonomi Araştırma, bunu halka sordu. ‘İhracatı teşvik edecek şekilde kurun rekabetçi olması için TL’nin değer kaybetmesine izin verilmeli mi’ sorusuna katılımcıların yüzde 78,5’i ‘hayır’ yanıtını verdi.

Peki çözüm ne? ‘Enflasyonun düşmesi için TL tekrar değer kazanmalı, kur düşmeli’ sorusunun yanıtı ise yine yüzde 78,5 ile evet… İki cevaba da mercek tutmak gerekiyor. Görüldüğü gibi insanların dolar ile geliri yok ama gideri çok olduğundan, bu konuda hesapsız bir serbestiyetin ekonomiye vereceği zararın farkındalar.

Hayatın her aşamasında doların değer kazanmasıyla fakirleştiklerini bildikleri için TL’nin değer kazanmasını istiyorlar.Buraya bir virgül atıp, ihracatta rekabetçi kur vurgusunu iki cümle açalım.

Bu uygulama 2 binlerin başında ve ortasına kadar yapılacaktı. Yani paranın nispeten bol olduğu, dünya pazarlarında işlerin ve fırsatların açık olduğu süreçte. Şimdi uygulayacağınız hesapsız bir rekabetçi kur ancak sizi başkalarına taşeron yapar. O da şanslıysanız ve sipariş alırsanız.

TL’nin değerlenip doların gerilemesi ise sorunu da çözmez, enflasyonu da tek başına düşürecek bir yöntem değildir. Herkesin dolar / TL dengesini yorumlarken, değerli ya da değersiz TL kavramlarından sıyrılarak ‘değerinde TL’nin üzerinde durması gerekir.

Aksi takdirde tekrar altını çiziyorum. Hesapsızca değer kaybeden bir TL, sizi korumacılığın yükseldiği, rekabetin keskinleştiği bir pazarda rekabetçi değil taşeron yapar. Hesapsızca doların değer kaybetmesi de, pazarınızı ithalat cennetine dönüştürür.

Olması gereken, gerçek değerinde bir TL/dolar kurudur. Çünkü gerçekçi bir noktadan yola çıkarsanız, sorunları çözme ihtimaliniz olur. Aksi takdirde sonuç ne olursa olsun dayak yiyen değişmez, biz oluruz.

cetinunsalan@yahoo.com


@cetinunsalantv

KAYNAK

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Kapat
%d blogcu bunu beğendi: