Kapat

Rahmetli Nezih Demirkent’in bir sözü vardır: ‘Para kazanabilirsiniz ama itibar satın alamazsınız.’ Ekonomi yönetimi bugünlerde para kazanmadan ümidini büyük ölçüde kesti ama bence bundan daha da önemlisi kurumlar adına itibarı geri kazanma peşine düştü.

Bunu başarabilecek mi hep birlikte göreceğiz, ama son açıklamalara bakarsanız hedefin bu olduğunu görürsünüz. Örneğin faiz kararı öncesi siyasetin faize karşı olduğunu belirtip, ardından Merkez Bankası PPK’nın 475 baz puan faiz arttırması da bence bunun bir parçasıydı. Pek kimse bu oyundan tatmin olmadı o ayrı…

Son olarak Lütfi Elvan’ın açıklamalarına bakalım. Diyor ki: “Fiyat istikrarını sağlayacak politikaları ve araçları belirleme ve uygulama görevi Merkez Bankası’na aittir. Merkez Bankası, şeffaflığı ve öngörülebilirliği artırarak önümüzdeki dönemde sade bir para politikası çerçevesi benimseyeceğini ilan etti.”

Şimdi burada samimiyetten sonuç almaya kadar her şeyi baktığınız pencereden sorgulayabilirsiniz. Aslında geçmiş dönem uygulamalarını esas aldığınızda da herkesin buna hakkı vardır. Yeni döneme ait söylem mi eylem mi farklılaşacak ona da, her birlikte yaşayıp bakacağız.

Lakin çok net gözüken bir kabul var ki, Merkez Bankası’nın itibarıyla ilgili ciddi bir sıkıntı oluştuğu kabul edilmiş gözüküyor. Bu itibarı zedeleyenlerin kurtarmaya çalışması da elbette ayrı bir paradoks. Adama o zaman sorarlar: Niye bunu yaptınız?

Yani daha açık söylemek gerekirse, bu itibar zaten gerçekçi olmayan ve ekonomi bilimini de zorlayan eylemlerin neticesinde düşürüldü. Faiz neden enflasyon sonuç tartışmasından, söz ‘dinlemiyordu görevden aldım’ söylemine kadar hepsi bunun bir parçası.

Yine de tersine hareketi sonuç alınması düşük ihtimal olsa da önemsiyorum. Çünkü bu tip kurumların kriz ortamlarında öneminin yüksek olduğunu düşünüyorum. O süreçte itibarı zedelenirken sıkça dile getirdiğim bir gerekçe vardı.

Merkez Bankası krizden çıkarken de bu ülkeye lazım. Zira bir ekonomik program uygulayacaksanız, orada bu programa inanacak insanların birisinin hakemliğine ihtiyacı vardır ve o elbette bir kamu kurumu olmalıdır. Bunu kurumları arka bahçe muamelesi yaparak elde edemezsiniz.

Peki oyun ya da samimi diyelim ki Merkez Bankası’nın inandırıcılığı nispeten temin edildi. Yeter mi? Merkez Bankası’nın beklenti anketlerinden yan yol arayan tavrından vazgeçilmesine kadar bir dizi başlığı daha buna ilave etmek gerekir.

Yeter mi? Yetmez… TÜİK başta olmak üzere kamu verilerinin inandırıcılığının oluşması için, baskının kaldırılıp, acı da olsa gerçeklerin ortaya dökülmesine olanak sağlanması da şart. Yani bir itibar mücadelesi veriliyorsa, bunu toptan yapmak lazım.

Bir kurumun itibarının geri kazanılmasıyla, inandırıcılığını büyük ölçüde kaybetmiş bir ekonomi yönetim anlayışının tekrar bir program uygulaması olanak dahilinde değildir. Türkiye’nin kronikleşmiş sorunları var. İstenirse hepsi için bir çözüm sathına girilebilir.

Ama hepsinin temelinde inandırıcılık gelir ki, iktidara yeni gelmiş gibi davranarak bu işin içinden çıkmak mümkün değildir. Çünkü herkes biliyor ki, 18 yıllık bir iktidarın silsile halinde zedelediği, son iki yılda çığırından çıkıp inandırıcılığın tamamen yok olduğu bir itibar gerçeği vatandaş nezdinde kemikleşti.

Ekonomi yönetiminin itibar peşinde olmasını anlıyorum ve bence doğru bir noktadan işi ele alıyor. Ama bagajındaki icraatlar ve ‘objektif olmaya ne kadar dayanacak’ sorusunun yanıtının bilinmezliği en büyük problem.

cetinunsalan@yahoo.com

 

 

 

Çetin Ünsalan: Sorunu aşmadık; öteledik

 

 

FÖŞ anlattı: TL Nasıl Değer Kazanır?

 

 

Cüneyt Akman-Meliha Okur: Uçurumun Kenarından Döndük! Artık Sıcak Soğuk Fark Etmez!

 

 

Özlem Derici Şengül: Esneklikten sadeleşmeye dönüş

 

KAYNAK

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Kapat
%d blogcu bunu beğendi: